
Bir haftadır Mexico topraklarındayız. Taxco’da tipik bir Meksika evinin balkonunda kahve ve leziz bisküvi eşliğinde Mexico City’i anlatmaya başlıyorum.
New York’tan 5 saatlik yoğun sallantılı bir uçuşun ardından daha havalimanında adamların rahatlıkları hissedilmeye başlıyor. Pasaport bankolarının hepsinin önü açık. Ferah feza bir kontrol durumu mevcut. Birkaç polisten başka güvenlik yok ve bizim pasaportlarımızı tanımıyorlar. Bir 10 dakika kadar göçmenlerin tutulduğu odada bekledikten sonra giriş damgalarımıza kavuşuyoruz. Hostelimize ulaşmak için ya taksi ya metro. 5 saat önce Newark Havalimanına ulaşmak için bütçe sarsıcı bir meblağ zaten ödediğimizden tercihimiz metro. Mexico City metrosu dünyanın en fazla yolcu taşıyan metrosuymuş, bizzat gözlerimizle de şahit olduk. Vagonlardan içeri iniş ve çıkışta insanlar birbirlerini ezmesin diye her istasyonda iri silahlı polis ağabeyler büyük bir kutunun üzerine çıkarak “yavaş ama önce inenlere yol verelim” babında olduğunu tahmin ettiğimizi cümleler çığırıyorlar. Ufak da olsa başarı sağlamaktalar ki, biz de iri çantalarımızla ilk metromuza biniyoruz. Bu arada muhtemelen aynı zamanda dünyanın en ucuz metrosu burada (sınırsız aktarma 2 peso, 1 dolar=12 peso)
Hostelimiz Zocalo’da. Zocalo İspanyolca’da meydan demek, Pazar olmasından mütevellit bütün Mexico City Zocaloya akmış. Her yerde bir atraksiyon, kah yerliler tam tam dansı yapıyor, kah bir yerlerde bir şeyler pişiyor, kafamızı nereye çevirsek başka bir alem, bu arada bu arkadaşların Zocalosu dünyanın en büyük 3 Zocalosundan birisiymiş, kendisi Aztek uygarlığının başkenti Tenochtitlan’ın üzerinde yükseliyor Altına susamış ve doymayan İspanyollar Aztekleri silip süpürüp kendi dünyalarını yaratmışlar tüm Latin Amerika da olduğu gibi Meksika’da da.
Coyoacan
New York’tan 5 saatlik yoğun sallantılı bir uçuşun ardından daha havalimanında adamların rahatlıkları hissedilmeye başlıyor. Pasaport bankolarının hepsinin önü açık. Ferah feza bir kontrol durumu mevcut. Birkaç polisten başka güvenlik yok ve bizim pasaportlarımızı tanımıyorlar. Bir 10 dakika kadar göçmenlerin tutulduğu odada bekledikten sonra giriş damgalarımıza kavuşuyoruz. Hostelimize ulaşmak için ya taksi ya metro. 5 saat önce Newark Havalimanına ulaşmak için bütçe sarsıcı bir meblağ zaten ödediğimizden tercihimiz metro. Mexico City metrosu dünyanın en fazla yolcu taşıyan metrosuymuş, bizzat gözlerimizle de şahit olduk. Vagonlardan içeri iniş ve çıkışta insanlar birbirlerini ezmesin diye her istasyonda iri silahlı polis ağabeyler büyük bir kutunun üzerine çıkarak “yavaş ama önce inenlere yol verelim” babında olduğunu tahmin ettiğimizi cümleler çığırıyorlar. Ufak da olsa başarı sağlamaktalar ki, biz de iri çantalarımızla ilk metromuza biniyoruz. Bu arada muhtemelen aynı zamanda dünyanın en ucuz metrosu burada (sınırsız aktarma 2 peso, 1 dolar=12 peso)
Hostelimiz Zocalo’da. Zocalo İspanyolca’da meydan demek, Pazar olmasından mütevellit bütün Mexico City Zocaloya akmış. Her yerde bir atraksiyon, kah yerliler tam tam dansı yapıyor, kah bir yerlerde bir şeyler pişiyor, kafamızı nereye çevirsek başka bir alem, bu arada bu arkadaşların Zocalosu dünyanın en büyük 3 Zocalosundan birisiymiş, kendisi Aztek uygarlığının başkenti Tenochtitlan’ın üzerinde yükseliyor Altına susamış ve doymayan İspanyollar Aztekleri silip süpürüp kendi dünyalarını yaratmışlar tüm Latin Amerika da olduğu gibi Meksika’da da.
Coyoacan
Frida ve Diego’nun evleri
Bir gün önceki ahdimizi yerine getirip sayın Kahlo’nun şahane bahçeli, odalardan odalar çıkan evini geziyoruz. Ev-müze tamamen Frida’nın Diego’ya aşkına bir anıt niteliğinde, her oda ve bahçenin bilumum köşesini Frida’nın Diego’nun ne şahane, ne yaratıcı ne mükemmel bir adam olduğuna dair sözleri süslüyor, kadına ayıp olmasın diye de araya Diego’nun üç beş lafı sıkıştırılmış. Bu aşkın diğer tanığı Troçki abinin de evi de yakınlarda ancak daha antropoloji müzesine gideceğimiz için es geçiyoruz.
Basiretimiz bağlandığından olsa gerek, Frida’nın evinin önünde taksiye bineceğimiz tutuyor. Cingöz bakışlı, geveze amcanın taksisine kurulunca amcanın ilk işi bize Frida biletinin kalan kısmında yer alan Diego’nun evine götüreyim ben sizi diye yönümüzü değiştirmek oluyor. Peki amca hadi götür bakalım.
Diego hakikaten normal bir adam değilmiş. Herif kendine piramitten ev – saray –müze karışımı bir şey inşa ettirmiş, içi odalarca Aztek heykelleri ile dolu, gerçek mi reprodüksiyon mu bilmiyorum-özel tur yapıyorlar ve sadece İspanyolca-. Aferim taksici abiye diyerek bu çok acaip mekandan ayrılıyoruz. Kendisi kapıda hazır ve nazır olarak bizi bekliyor, nihayet yönümüz antropoloji ve tarih müzesi, en azından biz öyle sanıyoruz. Çok amaçlı haritama göre öyle atla deve bir yol yok önümüzde taş çatlasa 10 dakika, abi gidiyor, gidiyor, ana yollardan geçiyor, bir yerde trafiğe yakalanıyoruz bize şeker ikram ediyor, İspanyolca öğretme çabasında derken uzun bir süre sonra nihayetinde varıyoruz müzeye, ben son 15 dakikadır adamın dolandırıcılığın farkında olduğumdan son numarasını bekliyorum. Önce 400 peso istiyor ki bu onların nizamında çok acaip bir para, daha neler çüş falan diyerek adama 200 peso teklif ediyorum, 300 diye diretiyor, 200 ü veriyoruz, ucuz bir taksici numarası olarak 20 peso geri uzatıyor yanlış para verdiniz diye, ee bu kadarı fazla tabi, İstanbul taksicilerinden kaç kere gördüm ben bu numarayı, polis diye diklenince abi derhal yok oluyor, biz de hafif sinir içerisinde nihayet müzemize kavuşuyoruz.
National Museum of Antropology and History
Dikdörtgen biçiminde orta avlusundaki heykelimsi bir şeyden şelale modeli sular akan kocaman bir müze, alamet-i farikası Meksika topraklarından çıkan tüm uygarlıklara ait hazineleri barındırıyor olması (10.000 den fazla orijinal eser) , bonus olarak da şehrin en büyük parkı içinde yer almanın avantajını kullanarak bahçesine ağaçlar içinde kurduğu tapınaklarla gerçek bir Aztek kentinde dolaşıyor hissini yaşatması. Ağzımızın suyu akarak ve binlerce fotoğraf çekerek geziyoruz müzeyi. Herkese de çok tavsiye ediyoruz. Müze çıkışı sevgili rehber haritamın önerisi doğrultusunda, heykelperver Meksikalıların en afili heykelleri ile süsledikleri caddesinden yürüyerek varıyoruz Zocalo’daki gürültüsü eksik olmayan hostelimize
Kardeş,
YanıtlaSiltarif etsem beni de Kuala Lumpur'da, Petronas Kulelerin altında resmedebilir misin? Bana Mutluluğun resmini çizebilir misin Tansu?
Ayıp ettin Efecim nerde hangi poziyonda istersen çizmeye hazırım.
YanıtlaSil